Benim annem babam var

“Merhabalar ben de evlat edinilen birisi olarak yazıyorum. Ben 6 yaşımdayken öğrendim ve o an hala dün gibi aklımda annemin o söyleyişi ağlayışı ve benim ‘anladım’ demem… Annem bu durumla ilgili psikiyatri doktoruna gittiğini söylemişti ve doktor ‘söyleyin asla saklamayın” demiş ki ‘o bu durumu beyninde geriye atacak ama hiçbir zaman unutmayacak’ demiş. Gerçekten de öyle oldu hiçbir zaman unutmadım taki herşey büyüyüp olgunlaşıncaya kadardı. Okumaya devam et Benim annem babam var

İyi ki diyorum

“11 yaşımdayken evlat edinilmiş olduğumu öğrendim. Ama aslında çok daha önceden biliyordum. Daha küçücük bir çocukken bile insanlar yanımda “Bu aldığınız çocuk mu?” “Bu onların kızı mı?” gibi densiz şekillerde konuşuyorlardı. Çocuk da olsanız anlıyorsunuz. Benim bir tek annem babam var. Bir tek ailem var, Okumaya devam et İyi ki diyorum

Anne! Elimi tut.

Yıllar geçiyor… Benim evlat sevgisine hasretim günden güne büyüyor. Ve ben hiç bir yerlere sığamaz hale geliyorum.

İşte tam bu sırada geldi arkadaşımın teklifi.

“Gönüllü anne olsan!?”… Evet, neden daha önce düşünemedim ki… Birden çok yavrum olurdu. Saçlarını tararım, ninniler söylerim, bağrıma basarım… Nasıl oluyordu ki acaba gönüllü annelik?

(Gönüllü anne olmaya karar vermem, gönüllü annelik yapan bir arkadaşımın da olduğunu öğrenmem, gönüllü anne başvurum, yuvaya gidip gelmelerim ayrıca bir yazı. Ama ben sizlerle ilk günümü paylaşacağım, anneler günün anısına.)

Yine bir sabah daha olmuyordu… Sabah olmayan ne çok gün geçti şu ömrümden; kimi endişe dolu, kimi umut, kimi korku, kimi sevinç… Okumaya devam et Anne! Elimi tut.

Altı

Haberi aldığimdan beri zaman geçmiyor. Tamamen durdu mu ne?!
Sığmadım hiç bir yere…
Saat şuan 2:52.
Herşey yolunda giderse sabah (yani artık saat itibariyle bugün oldu) öğleden sonra kucağıma alıp koklayacağım, gözlerine bakacağım.
Artık sadece saatler kaldı.

Gecenin bu karanlığında, güneşi beklerken yazmak istedim. Ama ellerim titriyor heyecandan. Yazmak zor, çok zor.
Milyon tane de düşünce geçiyor kafamdan. Yetişemiyorum.

Okumaya devam et Altı

KIZIM

Küçük ama hamamlar gibi mermer kaplı bir banyo; seni yıkıyorum. Saçların, ellerimin arasında… Yüzünü tam görmüyorum. Sonra bir havlu getiriyorum; ipekten sanırım, yumuşacık… Seni nelere saracağımı şaşırmış durumdayım. Sonra kucaklayıp, sol omuzuma yaslamış şekilde, üşümeyesin diye, odaya götürüyorum.

Odanın ahşap eski bir kapısı var;  oymalı, desenli, koyu kahve rengi;antikaya benziyor. Kapı;aydınlık, beyaz giydirilmiş bir odaya açılıyor. O an yüzüme öyle güzel bir akşam üstü güneşi vuruyor ki, içim huzur doluyor. Odanın pencereleri üç tane; ikisi  demir karyolalı, beyaz örtülü yatağın tam karşısındayken bir diğeri de solunda;minik ahşap pencereler. Kar beyaz kumaş perdelerinin alt kısmını, el işlemesi beyaz dantellerin süslediği;dantellerinin çiçek desenli olduğu; arada da en sevdiğim renklerden – mordan- çiçeğin katlarının geçilmiş olduğu bu perdeler, odanın en göz alıcı ışıltısı konumunda; camın yarısına kadar inmiş;göz kırpıyor. Alt tarafındaki saksılarda rengarek çiçekler;menekşe olabilir, tam ayrımına varamıyorum.

O kadar güzeller ki! Bu oda benimmiş, ben de o an öğreniyorum;sevinç içerisinde…